Türkcan Hukuk

GDO Biyogüvenlik Hukuku

GDO NEDİR

Bir canlı türüne başka bir canlı türünden gen aktarılması veya mevcut genetik yapıya müdahale edilmesi yoluyla yeni genetik özellikler kazandırılmasını sağlayan bu modern biyoteknolojik tekniklere gen teknolojisi; gen teknolojisi kullanılarak doğal süreçler ile edinilmesi mümkün olmayan yeni özellikler kazandırılmış organizmalara da "Genetik Yapıları Değiştirilmiş Organizma (GDO)" adı verilmektedir

Bitkisel üretimin artırılması, üretim alanlarının genişletilmesi veya birim alandan elde edilen verimin artırılmasıyla mümkündür. Birim alan veriminin artırılması için bir yandan bitkilerin genetik yapılarının iyileştirilmesi, bir yandan da yetiştirmede kullanılan tarım tekniklerinin iyi bir şekilde uygulanması gerekir. Son yüzyılda bitkisel üretimde uygulanan gübreleme, sulama, hastalık ve zararlılarla mücadele için kullanılan kimyasalların verimde büyük artışlar sağlanmasına karşın, bu uygulamaların özellikle bilinçsiz bir şekilde yapılmasının uzun dönemde yeryüzündeki ekolojik dengeyi olumsuz yönde etkilediği ortaya çıkmıştır.

Dünyada toplam 25 ülke de GDO’lu ekim yapılmaktadır. 

Dünyada GDO’lu olarak üretilen bitkilerin %99’unu soya, mısır, kolza, pamuk ve şeker pancarı oluşturmaktadır. Bunların yanında patates, domates, çeltik, buğday, balkabağı, ayçiçeği, yerfıstığı, bazı balık türleri, kasava ve papaya da GDO’lu olarak üretilmektedir. Muz, ahududu, çilek, kiraz, ananas, biber, kavun ve karpuz üzerinde de çalışmalar devam etmektedir

Dünyada ticari olarak üretimine 1996 yılında 2.8 milyon hektar ile başlanılan transgenik bitkilerin ekim alanı 2010 yılında 148 milyon hektara ulaşmıştır. Bitki biyoteknolojisinin gün geçtikçe önem kazandığı ortadadır. Bu nedenle, bu teknolojiyi reddetmek yerine olumsuzluklarını giderme yolunda çaba harcanması gerekmektedir. Ülkemizde tarım, çevre ve teknoloji politikalarının bütünleşik bir anlayışla değerlendirildiği ulusal bir biyogüvenlik politikasına olan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu nedenle insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve ekolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla biyogüvenlik sisteminin kurulması ve uygulanmasını amaçlayan Biyogüvenlik Kanunu’nun bütünüyle eyleme geçirilmesi, bu konudaki mevcut boşluğu büyük ölçüde kapatacaktır.

 

ÜLKEMİZDE BİYOGÜVENLİK KANUNU

 

Biyogüvenlik en genel anlamıyla, modern biyoteknolojinin insan sağlığı ve çevreye zarar vermeden uygulanmasını sağlamak için alınması gereken politik ve işlevsel önlemlerin tümü olarak tanımlanabilir.

Bu kanun, ülkemizde henüz tam anlamıyla bilinmemektedir. Bu nedenle de, bu kanun üzerinde gereği gibi araştırma ve bilimsel çalışmalar yapılmamıştır. Kanunun hukuksal boyutu ve yaptırımları da  ihmal edilmiştir. Böylesine ağır hukuki ve cezai yaptırımlar öngören , gıda ve içecek sektöründe faaliyet gösteren binlerce firmayı ilgilendiren bu kanuna genel hatları ile bakacak olursak;

Kanunun Kabulu;

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. maddesinde herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu; Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlülüğü bulunduğu güvence altına alınmıştır. Bu kapsamda olmak üzere Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Biyogüvenlik Kartagena Protokolü 17/6/2003 tarihli ve 4898 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunarak 17/7/2003 tarihli ve 2003/5937 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanmıştır.

Biyogüvenlik Kanunu 5977 sayılı 18/3/2010 tarihinde kabul edilmiş olup, Resmi Gazetenin 27533 sayısında 26/3/2010 tarihinde yayınlanmıştır. 

Kanunun Amacı;

5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu’nun 1. maddesinde ise Kanunun amacının “bilimsel ve teknolojik gelişmeler çerçevesinde, modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilen genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinden kaynaklanabilecek riskleri engellemek, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla biyogüvenlik sisteminin kurulması ve uygulanması, bu faaliyetlerin denetlenmesi, düzenlenmesi ve izlenmesi ile ilgili usul ve esasları belirlemek” olduğu ilkesine yer verilmiştir.

5977 sayılı Kanun, genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünleri ile ilgili olarak araştırma, geliştirme, işleme, piyasaya sürme, izleme, kullanma, ithalat, ihracat, nakil, taşıma, saklama, paketleme, etiketleme, depolama ve benzeri faaliyetlere dair hükümleri kapsamına almaktadır

Biyogüvenlik Kanunu, 2. maddesinde, genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar (GDO), GDO’lardan elde edilen ürünler, GDO ve ürünleri, işleme, piyasaya sürme gibi önemli teknik terimlere dair tanımlara yer vermiştir.

Kanun Gereği;

Biyogüvenlik Kanunu kapsamında, GDO ve ürünleri ile ilgili yapılan başvuruların değerlendirilmesi ve GDO ile ilgili bazı görevlerin yürütülmesi için "Biyogüvenlik Kurulu" oluşturulmuştur. Biyogüvenlik Kurulu, GDO veya ürünlerine ilişkin yapılan bir başvuru hakkında bilimsel esaslara göre yapılan risk değerlendirmesi ve sosyo-ekonomik değerlendirme sonuçlarına göre karar vermektedir.

Son Olarak 2018 Temmuz ayında yürürlüğe giren KHK ile kaldırılması kararlaştırılan Biyogüvenlik Kurulu’nun yetkileri yayımlanan Cumhurbaşkanlığı genelgesi ile Tarım ve Orman Bakanlığı’na devredildi.

Bu sektörde faaliyet gösteren bütün firmaların sorumluluğa ilişkin temel ilkelerini şöyle sıralayabiliriz

GDO ve ürünleri ile ilgili faaliyetlerde bulunanlar, bu Kanun kapsamında izin almış olsalar dahi, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğinin sağlanmasına karşı oluşan zararlardan sorumludur. Bu sorumluluk, GDO ve ürünlerinin, başvuru ve kararda yer alan koşulları sağlamadığının anlaşılması durumunda zarar oluşmasa dahi geçerlidir.

GDO’ların kapalı alanda kullanımı ve gıda, yem, işleme ve tüketim amacıyla piyasaya sürülmesi, ithalatı ve transit geçişi için izin alma zorunluluğu olduğu halde, bu faaliyetleri izinsiz olarak gerçekleştirenler ile GDO’ları çevreye serbest bırakanlar ve üretenler bu faaliyetler sonucunda meydana gelen her türlü zarardan sorumludur.

Ortaya çıkan bir zararın GDO’lardan kaynaklandığının kabul edilebilmesi için, zararın organizmaların sahip olduğu yeni özelliklerden veya organizmaların yeniden üretiminden veya değiştirilmesinden ya da organizmaların değiştirilmiş materyalinin başka organizmalara geçişinden kaynaklanması gerekir. Zararlardan kaynaklanan sorumluluğun tespitinde; zararların tarım, orman, gıda ve yem ürünlerinin içindeki genetik değişiklikten kaynaklanmış olup olmadığı göz önünde tutulur.

Her ne amaçla olursa olsun piyasaya sürülmüş GDO ve ürünlerini karar koşullarına uygun olmayan bir şekilde muameleye tabi tutmak suretiyle veya başka bir yolla zararın ortaya çıkmasına ya da sonuçlarının ağırlaşmasına sebep olanlarla bunları ticari olarak üretenler, işleyenler, dağıtanlar ve pazarlayanlar bu zararlardan müteselsilen sorumludur.

GDO ve ürünlerini piyasaya süren, ticari olarak işleyen, dağıtan ve pazarlayanlar meydana gelebilecek zararlar ve bunlara ilişkin sorumluluklar hakkında birbirlerini bilgilendirmek zorundadır.

GDO’ları muameleye tabi tutanlar, muamele nedeniyle çevrede zararın meydana gelmemesi veya meydana gelen zararın sonuçlarının ağırlaşmaması için risk değerlendirmesine göre belirlenen tedbirlerin masraflarını karşılamakla yükümlüdür. Sorumlular, çevrenin zarar görmüş veya tahrip olmuş unsurlarının eski haline getirilmesi veya aynı değerdeki unsurların yerine konulması için gerekli masrafları da karşılar.

GDO ve ürünlerinin neden olduğu zararların tazmin edilmesini talep hakkı, zarar görenin, zarardan veya zarar vereni öğrenmesinden itibaren iki yıl ve her halükarda zararı doğuran olayın meydana gelmesinden itibaren yirmi yıl sonra düşer.

Zararın sel, dolu, heyelan, deprem gibi tabi afetlerden veya zarar görenin ya da üçüncü kişinin ağır kusurundan kaynaklandığının tespit edilmesi halinde sorumluluk hükümleri uygulanmaz.

 GDO ve ürünlerine ilişkin başlıca yasaklar

a) GDO ve ürünlerinin onay alınmaksızın piyasaya sürülmesi.

b) GDO ve ürünlerinin, Kurul kararlarına aykırı olarak kullanılması veya kullandırılması.

c) Genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların üretimi.

ç) GDO ve ürünlerinin Kurul tarafından piyasaya sürme kapsamında belirlenen amaç ve alan dışında kullanımı.

d) GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması

GDO Kontrolleri

Bakanlık tarafından gıda güvenilirliğini sağlamak amacıyla GDO içermesi muhtemel gıdalara yönelik y resmi kontroller etkin bir şekilde yürütülmektedir.

2015 yılı içerisinde GDO aranması ile ilgili olarak 3 farklı kontrol planı bulunmaktadır

a)Bebek Formülleri, Devam Formülleri, Bebek ve Küçük Çocuk Ek Gıdalarında GDO Miktar Tespiti

b)Mısır ve Bileşiminde Mısır Bulunan Ürünlerde GDO Miktar Tespiti

c)Soya ve Bileşiminde Soya Bulunan Ürünlerde GDO Miktar Tespiti

Bu planların yanında şüphe, şikayet üzerine de resmi kontroller yürütülmektedir. 

 

GDO Analizleri 

  • Bir ürünün GDO'lu olup olmadığı sadece laboratuvar analizleriyle anlaşılmaktadır.
  • GDO'ların analizi; genetik modifikasyon sonucu oluşan yeni molekülün (DNA, RNA veya protein) tespit edilmesi esasına dayanır.
  • GDO tarama ve miktar analizi yapabilen Bakanlığımızca yetkilendirilmiş  Kamu ve Özel  Laboratuvarlar bulunmaktadır.
  • Bakanlığımız GDO analizi yapan laboratuvarlar, uluslararası standartlarda çalışmakta olup, AB laboratuvarlarının analiz stratejisini uygulamaktadırlar.

 

21.yüzyılın sonlarına doğru  kişiye verilebilecek en ağır ceza özgürlüğünün elinden alınmış olmasıdır. Bu kanunun hem bu yöndeki hem de maddi yönden yaptırımlarını aşağıda görebiliriz

Ceza hükümleri

► GDO ve ürünlerini bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ithal eden, üreten veya çevreye serbest bırakan kişi, beş yıldan on iki yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

► Bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde ithal edilen veya işlenen GDO’ları veya GDO ve ürünlerini, ithal izninde belirlenen amaç ve alan dışında kullanan, satışa arz eden, satan veya devreden ya da bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan, kabul eden, nakleden veya bulunduran kişi, dört yıldan dokuz yıla kadar hapis ve yedi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

► Bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde ithal edilen veya işlenen GDO’lardan elde edilen ürünleri, ithal izninde belirlenen amaç ve alan dışında kullanan, satışa arz eden, satan veya devreden ya da bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan, kabul eden, nakleden veya bulunduran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

► Yalan beyanda bulunarak bu Kanun hükümlerine göre alınması gereken ithal veya işleme iznini alan kişi, fiili daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu izne dayalı olarak GDO’ların, GDO ve ürünlerinin veya GDO’lardan elde edilen ürünlerin ithal edilmesi, işlenmesi, kullanılması, satışa arz edilmesi, satılması, devredilmesi, kabul edilmesi, nakledilmesi veya bulundurulması halinde, ayrıca yukarıdaki fıkralardaki hükümlere göre cezaya hükmolunur.

► Bu maddede yer alan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde ve yararına olarak işlenmesi halinde, bu tüzel kişiye yüz bin Türk Lirasından iki yüz bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir ve ayrıca tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

► Bu Kanunun 7 nci maddesinde düzenlenen yükümlülükleri yerine getirmeyen başvuru sahiplerine, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde, her bir yükümlülük ihlali dolayısıyla on bin Türk Lirasından otuz bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir.

► GDO ve ürünlerini bu Kanun hükümlerine aykırı olarak kapalı alanda kullananlara, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde, on bin Türk Lirası idari para cezası verilir.

► 9 uncu maddenin sekizinci fıkrası hükmüne uymayanlar hakkında 2/10/1981 tarihli ve 2531 sayılı Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde belirtilen cezalar uygulanır.

► Beşinci fıkra hükmüne göre idari para cezasına karar vermeye davaya bakan mahkeme, altıncı ve yedinci fıkralar hükümlerine göre idari para cezasına karar vermeye Cumhuriyet savcısı yetkilidir. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren bir ay içerisinde ödenir. 

 

BİYOGÜVENLİK KANUNA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI

KARAR 1

19.Ceza Dairesi / Esas 2017/ 2006 /Karar 2017 / 1762 /01.03.2017

Önlenemeyen, tesadüfi olarak bulaşmayı GDO bulaşanı sayan kanun koyucu, kasti suçların tesadüfen işlenmeye müsait olmadığını da düzenlemiştir. Bu nedenle ithal edilen suça konu çeltiğe ne şekillerde bulaşabileceği kanun koyucu tarafından da gözetilmiş ve düzenlenmiş, bilirkişi raporları ile bulaşan olduğu tespit edilmiş, bulaşma oranı kısıtlaması suç tarihinde yok iken, suç tarihinden sonra getirilen üst sınırın dahi on katından daha az GDO bulaşanından sanıkların sorumlu tutularak cezalandırılmaları usul ve yasalara aykırıdır.

             Yani üründe %0.9 ve altında GDO tespit edilmesi halinde, bu durumun suç unsuru olmadığı, GDO bulaşanı olması sebebiyle sanıklar hakkında BERAAT kararı verilmiştir.

            Bu kararda sanıklar hakkında ilk derece mahkemesinde ceza verilmiş, ancak Yargıtay 19. Ceza dairesi ilk derece mahkemesinin kararını bozarak sanıklar hakkında ceza verilmeyeceğini gerekçesinde belirterek kararı BOZMUŞTUR.

Ayrıca sanıklardan ...'nun suça konu edilen çeltiğin ithal işlemlerine hiç katılmadığı, bu konuda adı geçen sanığın katıldığı bir şirket kararının olmadığı, bu ithalata ilişkin sözleşmede katılımının olmadığı ve devam eden işlemlerde de dahilinin olmadığı gözetilmeksizin, salt bir anonim şirketin yönetim kurulu başkanı olmakla atılı suçtan sorumlu tutulamayacağının gözetilmemesi usul ve yasalara aykırıdır.

*********************************************************************

KARAR 2

19.Ceza Dairesi / Esas 2015/ 33948 / Karar 2017 / 929 / 08.02.2017

Ağır Ceza Mahkemesi

Suç: 5977 Sayılı Kanuna Aykırılık  

HÜKÜM: Mahkumiyet

Dava Sebebi:

Sanığın yetkilisi olduğu ... Yem ve Tarım Ürünleri San. ve Tic. A.Ş.’den alınan ve etiketinde GDO’lu ibaresi bulunmayan sığır süt yemi numunesinin Ankara İl Kontrol Laboratuarında yapılan analizinde % 63.4 oranında GDO içerdiği tespit edilmiştir.

Sanık tarafından belirtilen sonuçlara vaki itiraz üzerine bu defa şahit numune Ulusal Gıda Referans Laboratuarına gönderilmiş ve yapılan analizde ürünün % 78.91 oranında GDO içerdiği tespit edilmiştir.

Adı geçen işletme hakkında tescil edilmiş gen olan soya genini etiketinde GDO lu olduğunu beyan etmeden üretimde bulunduğu için hakkında suç duyurusunda bulunulmuş ve 5977 sayılı Kanun'un 15/1. maddesine aykırılık fiilini işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır.

Sanık savunmasında dava konusu ürünlerin Mersin ilinde kendisinin yem sattığı ... isimli kişinin işlettiği yem bayiinden alınan numuneler olduğunu, kendisinin bu yemlerin içinde GDO olduğunu bildiğini ancak bu hususun etiketlerde belirtilmediğini, bunun sebebinin ise öncelikle matbaadan gelen etiketlerde bu hususun belirtilmemiş olmasından sonrasında ise paketleme yapan işçilerin bunu fark etmemesi ve kendisinin de kontrol etmemesinden dolayı yanlışlıkla GDO ibaresi bulunmayan etiketlerin bu ürünlere yapıştırılarak piyasaya sürüldüğünü ifade etmiştir.

Soruşturma ve kovuşturma evrelerinde, sanığın yetkilisi olduğu şirketin GDO ve ürünlerini içeren ürün imal etmeye ilişkin bir izninin bulunup bulunmadığına ilişkin bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Karar:

Açıklanan olgular karşısında dava konusu GDO içerdiği belirlenen ürünlerin ithali ve üretimi konusunda sanığın yetkilisi olduğu firmanın geçerli bir izninin bulunup bulunmadığı, eğer izin bulunmakta ise bunun hangi amaç ve alan için olduğu ile GDO ve ürünlerinin belirlenen amaç ve alan dışında kullanılıp kullanılmadığı hususlarının araştırılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekli iken bu konular belirlenmeksizin eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kanuna aykırı ve sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 08/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

***************************************************************************

KARAR 3

19.Hukuk Dairesi /Esas: 2017/ 4228 /Karar: 2018 / 1042 /Karar Tarihi: 28.02.2018

TANIMA VE TENFİZ DAVASI

 

Mahkemece, toplanan delillere göre; taraflar arasındaki tahkim sözleşmesi gereği yapılan işlemlerin usulüne uygun olduğu, yabancı hakem heyeti tarafından verilen kararın üst hakem kurulu tarafından onanarak kesinleştiği gerekçeleriyle davanın kabulüne yabancı hakem heyeti kararının tanınarak aynen tenfizine karar verilmiş, hükmün davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 2015/1629 esas 2015/14117 karar sayılı 05/11/2015 tarihli bozma ilamı ile “ Tenfize konu edilen İngiliz Hakem Heyeti kararında toplam 334.473 USD'nin davalıdan tahsiline karar verildiği görülmektedir. Bu durumda tenfizi istenen yabancı hakem kararının belirli bir alacağın tahsiline yönelik olması karşısında tenfize konu kararın nisbi harca tabi davalardan olduğu gözetilerek dava değeri üzerinden hesaplanacak nisbi karar ve ilam harcının 1/4'ü oranında peşin harcın davacıdan tahsil olunarak yargılama yapılması gerekirken mahkemece, maktu karar ve ilam harcı alınarak ve sonrasında harç ikmali gerçekleştirilmeksizin yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde esasa yönelik hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmuştur.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

 Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, tenfize konu uyuşmazlıkta, GDO ile ilgili düzenlemelerin Türk Hukukunda Biogüvenlik Kanunu ile düzenlendiği, söz konusu kanunun ağır yaptırımlar içerdiği, taraflar arasındaki mısır anlaşmasına göre  GDO testlerinin Türkiye'de yapılacağının kararlaştırıldığı, Türk kanunlarına uygun şekilde ilgili kamu kurumu tarafından testlerin yaptırıldığı ve sonuçların negatif çıkması gerekirken pozitif çıktığı bu nedenle alıcının malı teslim almaktan kaçındığı, GDO ile ilgili düzenlemelerin doğrudan uygulanması gereken kamu düzenine ilişkin hükümler olduğu, tenfizi istenen kararın kamu düzenine aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle tenfiz isteminin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdiren 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 28/02/2018 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

 

KARAR 3

13.Daire /Esas: 2016/ 1614 /Karar: 2017 / 874 /Karar Tarihi: 31.03.2017

 

ÖZET: Ürünün yükleneceği limanda yaşanan olumsuz hava koşullarının teslimatta gecikmeye sebep olmasının, ürünün menşei ülkenin ihracata tarife dışı engeller koymasının, ülkemizdeki olumsuz hava koşulları nedeniyle gümrük mevzuatı kapsamında yapılan analizlerin tamamlanamamasının ve ürünün teslim edileceği antrepo ile ilgili sorunlara ilişkin başvurunun 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanun’un ilgili maddesi kapsamında mücbir sebep olarak değerlendirilemeyeceği, öngörülemezlik ve önlenemezlik şartlarının bir arada gerçekleşmesi koşulunun oluşmadığı görüldüğünden dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması isabetlidir.

KARAR:Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddi yolundaki temyize konu Ankara 12. İdare Mahkemesi'nin 16.10.2015 tarih ve E:2015/1105, K:2015/1744 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, temyiz istemi yerinde görülmeyerek anılan Mahkeme kararının ONANMASINA; dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine, temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta giderleri avansından artan tutarın ve kullanılmayan ...-TL yürütmeyi durdurma harcının davacıya iadesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 31.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

KARAR 4

23.Hukuk Dairesi /Esas: 2015/ 3011 /Karar: 2015 / 8430 
Karar Tarihi: 24.12.2015

Davacı vekili, müvekkili firmanın İtalya'dan ithal ettiği modifiye mısır nişastalarını analiz yaptırmak için davalı firmaya gönderdiğini, davalı firmanın GDO tarama analizinde, numunelerde 35S Promoter ve NOS Terminator tespit edildiğinin belirtildiğini, müvekilinin itiraz ettiğini, itiraz üzerine .... Gıda Kontrol Laboratuvar Müdürlüğünce yapılan incelemeler neticesinde numunelerin uygun olduğunu, 35S Promoter, NOS Terminatör ve FMV'nin tespit edilmediğinin rapor edildiğini, davalı firmanın kusuru nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, müşteri kaybına sebebiyet verdiğini ileri sürerek, davalının kusuru ile yapılan yanlış muayene ve sunulan raporlar nedeniyle müvekkil firmanın haksız olarak ödemek zorunda kaldığı 10.682,03 TL ve bazı firmaların müvekkili firmadan alımlarını durdurması sebebiyle uğradığı 10.000,00 TL maddi zararlar ile 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili şirketin sektörde güvenilir ve saygın bir yeri olan bakanlık testlerinin tamamında başarılı olan bir şirket olduğunu, davacı yanın davasına dayanak yaptığı ve müvekkil şirketçe düzenlenen GDO tespitine ilişkin analiz raporlarının hatalı olmadığını, müvekkili şirkete .... Müdürlüğünce gönderilen numuneye ilişkin doğru çalışmayla doğru sonuç vermekle yükümlü olduğunu, gönderilen numune de birden fazla test yapıldığını ve içerisinde GDO tespit edildiğini, GDO'nun ürüne kolay bulaşabilen bir organizma olduğunu, bakanlıkça numuneden alınan kürekte, bir önceki üründen kalan bir organizma olabileceğini, ürüne bu şekilde bulaşma ihtimalinin olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirketin sadece davaya konu ürünlerini test etmediğini, birçok ürünün analizini yaptığını, sadece GDO tespit edilene itiraz ettiğini, davacının kötüniyetli olduğunu, haksız kazanç peşinde olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, iddia, deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; İzmir Karantina Müdürlüğüne yaptırılan incelemede de 35S promoter, NOS Terminatör ve FMV'nin tespit edilmediği, teknik bilirkişi raporuna göre de mısır nişastasında GDO analizinin yapılması ve saptanması olanaksız olduğu, bu duruma göre davalının yaptığı tahlilin hatalı olduğu ve davacıyı mağdur ettiği, davacının bundan dolayı yeni bir rapor almak için uğraştığı, davacının yaptığı masraflar toplamının 10.681,87 TL olduğu, davalıya gönderilen noter ihtarının 10.10.2012 tarihinde tebliğ edildiğinden verilen 5 günlük süre sonunda temerrüdün 16.10.2012 tarihinde oluştuğu, alınan bilirkişi rapor ve ek raporuna göre tamek ve tat isimli şirketlerin davacı ile olan ticaretini devam ettirdiği, dolayısıyla mal alımını kesmenin söz konusu olmadığından ticari kâr kaybının da söz konusu olmadığı, hatalı tahlilden dolayı davacı ticari itibarının zedelendiğini ve bundan dolayı manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de, davacının ticari itibarının zedelendiğine dair delil olmadığı, iş yaptığı firmaların alışveriş yapmaya devam ettiği gibi bakanlık nezdinde de yeni tahlile göre temiz konumunda olduğundan gazetelerde veya diğer yayın organlarında davacı aleyhine bir neşriyat bulunmadığı gerekçesiyle, davacının davasının kısmen kabulü ile 10.681,87 TL'nin 16.10.2012 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

************************************************************

KARAR 5

7.Ceza Dairesi /Esas: 2014/ 15635 /Karar: 2014 / 15951

Karar Tarihi: 15.09.2014

 

SUÇ: 5977 sayılı yasaya muhalefet

KARAR:

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/1307 hazırlık evrakı üzerinden yürütülen soruşturma dosyası akıbeti araştırılarak, dava açılmış ise dava dosyası ve bu dosyada bulunan Güney Korede yaptırılan bilirkişi raporu aslı ve tercüme edilmiş tasdikli suretleri dosyaya getirtilip eklendikten sonra, dava konusu çeltikten numune alınarak dosyadaki diğer raporlarda Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanlığına gönderilip, numunelerin herhangi bir işleme tabi tutulmadan geldiği haliyle öğütülerek, dış yüzeyi steril su ile yıkandıktan sonra öğütülerek, çimlendirildikten sonra çimlendirilmiş pirinç numunesi ayrı ayrı incelemeye tabi tutulup 3 haliyle GDO içerip içermediği, içeriyor ise bunun sonradan bulaşmasının mümkün olup olmadığı araştırılarak, sonucuna göre ve sanıkların olaydaki fonksiyonları da değerlendirilerek hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,

 

Yasaya aykırı, O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı yasanın 8/l.maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.09.2014 günü oybirliğiyle karar verildi.

 

DÜNYADA BİYOGÜVENLİK

Çok değil bundan yaklaşık 40 sene önce bilimciler genetik mühendisliği yöntemleri ile mikro organizmalara, bitki ve hayvan hücrelerine gen aktararak arzu edilen özellikleri değiştirip iyileştirebileceklerini ve bunun klasik ıslah yöntemlerine göre çok daha hassas ve çabuk yapılabileceğini ortaya koymuşlar.

Bunun hemen ardından bu buluşu yapan bilimcilerden Paul Berg ve arkadaşları 1974 yılında “Nature” ve “Science” dergilerine mektup yazarak, bu yeni teknolojinin güvenlik ve etik yönleri ortaya konulana kadar bir yıllık bir moratoryum istemişler. Bu amaçla 24-27 Şubat 1975 tarihinde Asilomar, Kaliforniya’da düzenlenen konferansta bir araya gelen bilimciler bu teknoloji ürünlerinin tek tek ele alınıp değerlendirilmesini, üzerinde çalışılan organizmaların risk gruplarına ayrılmasını, otoregülasyonun yararlı olacağını beyan etmişlerdir.

 Bu konferanstan yaklaşık 1 yıl sonra Amerikan Sağlık Enstitüsü (NIH) genetik mühendisliği çalışmalarını düzenleyen kuralları hazırlayarak Haziran 1976 yayımlamıştır.

Aynı yıllarda, İngiltere’de ve Avrupa Komisyonu’nda genetik mühendisliği çalışmalarının güvenliğine ilişkin çeşitli raporlar hazırlanmış, 82/472 no’lu Konsey tavsiyesi ile bir düzenlemeye gidilmiştir. Burada ülkelerin bu tür araştırmaları kayıt altına alması ve elde edilecek yeni bilgiler ışığında kuralların yeniden düzenlenmesi gibi pragmatik bir yol benimsenmiştir.

Bu süreçte yani bir taraftan araştırmalar ve tartışmalar devam ederken, konunun uluslararası teknik bir sorun olarak ele alınması Türkiye’nin de üyesi olduğu OECD tarafından gerçekleştirilmiş ve buradaki teknik çalışmalar sonucu 1986 yılında “Mavi Kitap” olarak da bilinen “Recombinant DNA Safety Considerations” dokümanı yayımlanmıştır. Mavi Kitap bugüne kadar yapılan tüm biyogüvenlik düzenlemelerinin temelini oluşturmaktadır.

Aynı dönemde ABD’de Başkanının direktifiyle bilim insanlarından oluşan bir komisyon oluşturulmuş ve bu komisyonun hazırladığı “Biyoteknolojiyi Düzenleyici Eşgüdüm Çerçevesi” başlıklı doküman Haziran 1986’da resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu düzenlemeye göre genetiği değiştirilmiş organizmaların insan sağlığı ve çevre üzerinde oluşturabilecekleri risklerin değerlendirilmesi ve idaresi Tarım Bakanlığı (USDA), Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) ve Çevre Koruma Kurumu (EPA) tarafından kuruluş kanunlarında bildirilen görevler çerçevesinde eşgüdüm sağlanarak yapılacaktır.

AB ülkeleri ise biyoteknoloji ürünlerinin düzenlenmesi için yeni bir mevzuat hazırlama yoluna gitmişlerdir. Buna göre uzun tartışmalardan sonra genetiği değiştirilmiş organizmaların kısıtlı kullanımını düzenleyen EC 90/219 ve GDO’ların çevreye kasıtlı salımıyla ilgili olarak da EC90/220 no’lu direktifler yürürlüğe girmiştir. Daha sonra AB tarafından hem bunlar üzerinde değişiklik yapılmış hem de bir dizi tüzük daha hazırlanmıştır.

Çok kısaca ifade etmek gerekirse ABD son ürüne, AB ise o ürünün elde edildiği tekniğe bakmayı tercih etmektedir. Yani bir ürünün nasıl yapıldığı değil ne olduğu, insan ve çevre sağlığını nasıl etkileyeceği ABD’de ön plana konurken, AB kuralları genetik mühendisliği ile elde edilen ürünleri ayrı bir değerlendirmeye tâbi tutmaktadır.

Bu gelişmeleri izleyen yıllarda biyoteknoloji ve biyogüvenlik üzerindeki uluslararası tartışmalar OECD’den Birleşmiş Milletler düzeyine taşınmıştır. Rio de Janeiro’da 1992 yılında toplanan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı, Rio Deklerasyonu ile birlikte günümüzde Gündem 21 denilen kapsamlı yol haritasını da ortaya çıkarmıştır. Toplam 40 bölümden oluşan belge, 21. yüzyılda hem çevrenin korunması hem de sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için yapılması gerekenleri iki ana başlık altında listeler.

1) Biyoteknoloji, sürdürülebilir gıda, yem ve lif üretimine, su sıkıntısının karşılanmasına, sağlık hizmetleri ve çevrenin korunmasına önemli katkılarda bulunabilir;

 2) Modern genetik modifikasyon ve biyogüvenlik konularındaki deneyim azlığı nedeniyle risk değerlendirme ve idaresi konularında uluslararası kabul gören ilkelerin geliştirilip uygulanmasına gereksinim bulunmaktadır.

Gündem 21’deki bu iki kavram, yani biyoteknolojinin gelişmekte olan ülkelerin de erişimine sunulması ile risk belirleme ve idaresiyle ilgili uluslararası iş birliği konuları 1992 tarihli Biyolojik Çeşitlilik Antlaşması’na da yansımıştır. Türkiye dahil 190’ın üzerinde ülkenin imzalamış bulunduğu bu sözleşme: biyolojik çeşitliliğin korunmasını, bileşenlerinin sürdürülebilir kullanımını ve gen kaynaklarından elde edilecek yararların adil ve eşit şekilde paylaşılmasını amaçlamaktadır.

Böyle bir protokolün oluşturulması kararı üye ülkeler tarafından 1995’te Jakarta’da yapılan Üye Ülkeler Konferansı’nda alınmış, 1996 da başlayan görüşmeler 2000 yılında Cartagena Biyogüvenlik Protokolü’nü ortaya çıkarmıştır. Türkiye dahil 150 kadar ülkenin imzaladığı Protokol 11 Eylül 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Protokol’ün genelde amacı “...insan sağlığı üzerindeki riskler göz önünde bulundurularak ve özellikle sınır ötesi hareketler üzerinde odaklanarak, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilecek ve modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilmiş olan değiştirilmiş canlı organizmaların güvenli taşınması, muamelesi ve kullanımı alanında yeterli bir koruma düzeyinin sağlanmasına katkıda bulunmaktır.”

Bu amaca ulaşabilmek için Protokol’ün bir dizi işlevini şöyle özetleyebiliriz:

1) Henüz kendi biyogüvenlik düzenlemesi olmayan ülkelere yaşayan canlı organizmaların ithali için yasal dayanak ve yöntem sunmak;

2) Ulusal biyogüvenlik mevzuatı oluşturulurken tanımlar, talep edilen bilgiler, risk değerlendirme esasları ve yöntemleri, gizli bilginin korunması gibi konularda uluslararası kabul görmüş ilkeler üzerinde uyum sağlamak;

3) Biyogüvenlik takas mekanizması sayesinde biyogüvenlik ile ilgili bilgilerin uluslararası paylaşımını sağlamak.

Protokol’ü imzalayan ülkeler 2003 yılından beri yaklaşık iki yılda bir toplanarak (Meeting of the Parties ya da MOP), protokolün işleyişini, üye ülkelerin protokol gereklerine uyumunu ve öne çıkan konuları tartışıyorlar. Son olarak Japonya’nın Nagoya kentinde yapılan MOP5’teki toplantıya 150 kadar üye ülkenin çoğundan delegeler ile çoğu çevreci birçok STK temsilcileri ve ABD, Arjantin, Kanada gibi biyoteknoloji üreticisi olup da Protokol’ü imzalamamış olan üye temsilcileri de gözlemci olarak  katılmıştır.

DİĞER UZMANLIK ALANLARIMIZ

image description

TANIMA TENFİZ DAVALARI

Aile Hukuku
image description

İŞ VE SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

Diğer Uzmanlık Alanları
image description

GDO BİYOGÜVENLİK HUKUKU

Hizmet
image description

GÜMRÜK HUKUKU

Hizmet
image description

CEZA HUKUKU

Diğer Uzmanlık Alanları
image description

TİCARET VE ŞİRKETLER HUKUKU

Diğer Uzmanlık Alanları
image description

AİLE HUKUKU

Diğer Uzmanlık Alanları

Copyright © 2018. Her Hakkı Saklıdır. Sitemizin herhangi bir şekilde kopyalanması, çoğaltılması ve dağıtılması halinde yasal haklarımız işletilecektir.

Aşağısoku Mah. Yıldırım Beyazıt Cad. 4303 Sok. No: 2/10 Merkez/Bolu (Atrium İş Merkezi)

0 (531) 995-5039 - ozgurturkcan@hotmail.com